Bir 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün daha sonuna geldik işte. Meslekte 28. yılını doldurmuş emekli bir öğretmen olarak bugüne kadar olduğu gibi, bu sene de Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından herhangi bir Öğretmenler Günü organizasyonuna davet edilmedim. 2006 yılında emekli olurken okuldan verilen bir plaket haricinde yetkililer ve ilgililer tarafından benimle işleri bittikten sonra bir kez bile hatırlanmadım.
Birlikte çalıştığım meslektaşlarım bilirler, Nuri Erbak Lisesinde çalıştığım on iki yıl boyunca herkesin tatil yaptığı zamanlarda ben zamanımı aileme ve sevdiklerime ayırmak yerine Milli Eğitim Müdürlerinin, Okul Müdürü Necmettin Esen’in bana verdiği görev ve sorumlulukları yerine getirmeye ayırdım, öğretmenlik görevimi de ihmal etmeden. Kitap yazma, rapor yazma; vali, milli eğitim müdürü, okul müdürlerine konuşma metni yazma, özel gün ve haftalar için il kutlama törenleri hazırlama; görevde yükselme eğitimleri için adliye, belediye, imar müdürlüklerinde seminer verme; münazara hazırlama, il milli eğitimde dergi çıkarma, maddi durumu yeterli olmayan öğrenciler için düzenlenen üniversite kurslarında görevlendirilme… tüm bu meccani işlerde koskoca Bursa şehrinde akla ilk gelen, ilk görevlendirilen ben oldum. Verdikleri hiçbir işi aksatmadan, elimden geldiğince en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Ödül mü, evet maaşla ödüllendirdiler, takdirnameler, teşekkürler verdiler; sırtımı sıvazladılar, sen olmazsan bu işler olmaz dediler. Ben de her seferinde verdikleri her yeni göreve daha bir azimle sarıldım. Tüm sevgi, tüm ilgi; işlerini yaptırıncaya kadarmış, ne zaman ki emekli oldum, çevremde dolanan o kişilerden bir tanesi bile kalmadı. Bir tanesi bile bir öğretmenler gününde beni hatırlamadı. Evet kullanılmış ve atılmıştım. Buraya kadardı, ben onların işlerine yaramazdım artık. Onlar, kendilerine çoktan başka Karafatmalar (N. Esen’in benim için kullandığı özel terim) bulmuşlardı. Tüm bu yaptıklarımdan pişman mıyım, hayır, galiba değilim. Bugün olsa yine aynı şeyleri yapar, yine aynı aşkla çalışırdım.
Evet hiçbir müdürüm, işleri bittikten sonra beni aramadı; hoş, ben de aramadım onları, gidip kapılarının önlerinde hiçbir işim için ricacı olmadım, boyun eğmedim.
Ama öğrencilerim, sevgili öğrencilerim, beni unutmadılar. Sadece Öğretmenler Günü’nde değil her zaman hatırımı sordular, yollarda yollarını değiştirmediler, yoluma çıktılar, elimi öptüler. Bugüne kadar olduğu gibi, bu Öğretmenler Günü’nde de Türkiye’nin, dünyanın değişik şehirlerinden onlarca telefon, mesaj ve e-posta ile günümü anlamlandırdılar.