80 ÖNCESİNDE ÖĞRETMEN LİSELİ OLMAK

On altı yıllık öğrencilik hayatımın üç yılı öğretmen lisesinde geçti. 1976’nın Eylül’ünde Tekirdağ Kız Öğretmen Lisesinde başladığım eğitimimin son yılını okulumuzun kapatılması nedeniyle 1979’da sınıfça gönderildiğimiz Edirne Kız Öğretmen Lisesinde tamamladım.

Sıkıntılı yıllardı, öğretmen liseleri o yıllarda siyasi hareketlerden yoğun olarak etkilenirdi. Hiç unutmam, Tekirdağ Öğretmen Lisesinde daha ilk günlerimizdi; üst sınıfların yönlendirmesiyle yaptığımız yemekhane boykotundan hemen sonra ilk cezamızı almıştık. Önümüzdeki ilk tatil, izne çıkamayacaktık.

Daha çocuk sayılırdık. Sınıfımızda, yanlış hatırlamıyorsam, otuz üç  öğrenci vardı. Marmara Bölgesi genelinde üç bin öğrenci içinden sınavla seçilerek gelmiştik buraya. Bu ilk cezadan sonra hemen ailelerimize acıklı mektuplar yazmaya başladık, gelin bizi alın diye. Bazılarımızın aileleri geldi, o günlerde bir iki arkadaşımız okuldan ayrıldı. Rahmetli annem de gelenler arasındaydı, okuldan almadı beni ve dedi ki: “Eğer dönersen seni liseye vermem, fabrikaya (hani derler ya okumayan çocuğa, seni sanayiye veririm diye, o hesap işte) girer çalışırsın.” O yaşlarda bu tavrı bana çok acımasız geldi. Ben de dedim ki ona: “Sen bana on dört yıl baktın, ben de sana on dört yıl bakıp sonra seni huzurevine göndereceğim.” Yaşım kemale erdiğinde iyi ki annem o gün beni okuldan almamış diye düşündüm ne yalan söyleyeyim.

Yatılı okul zordu, okul idaresinin bize karşı tavrı sertti. Öyle rehberlik çalışmaları falan da yapılmazdı, ortam yoktu çünkü. Öğretmenler de öğrenciler de sağ ve sol görüşlüler olmak üzere ikiye ayrılmışlardı. Okulda aynı zamanda Tekirdağ Eğitim Enstitüsü de vardı. Bu nedenle Tekirdağ’da kaldığımız iki yıl boyunca hemen her gün olay oluyordu. Okulumuz şehrin dışındaydı, haftada sadece bir iki saat çarşı izni veriyorlardı, üstelik okul üniformasıyla… Bizi otobüslere bindirip çarşının göbeğine bırakıyorlar, bir iki saat sonra da gelip alıyorlardı. Otobüste giderken, Sebahattin Ali’nin 1933’te Sinop Cezaevi’nde hükümlü bulunduğu sırada yazdığı “Aldırma Gönül”ü söylüyorduk hep bir ağızdan. Eee ne de olsa bizimki de bir tür mahpusluk sayılırdı.

Yıllar sonra komik bularak imha ettiğim bir hatıra defterim vardı, her sayfasının başına “Akşam oldu hüzünlendim ben yine”, “Gurbet o kadar acı ki” gibi hüzünlü şarkıların ismini yazardım, defterin arkasında da özgürlüğüme kavuşmaya kaç gün kaldığını hesaplardım.

Tekirdağ’dan hatırladıklarım daha çok siyasi olaylar… Okulun tuvaletinde bir patlama olmuştu, bir de okul müdürünün lojmanına yaptığımız bir yürüyüş… Bir de Macar bağımsızlık hareketinin önderi Erdel Prensi Rakoczi’nin müzesine yaptığımız ziyaret, gizlice gittiğimiz Selda Bağcan konseri… Vee Tekirdağ’ın kara kışında suların akmaması nedeniyle okulda bit salgının başlamasıyla evlere gönderilmemiz… En güzeli arkadaşlarla yaptığımız yolculuklardı. Bazen birbirimizin evlerinde de misafir olurduk. Bir kış tatilinde Gönen’e gitmiştim. Arkadaşımda kaldığım o günün sabahında annesinin sobanın başında hazırladığı kahvaltı da unutamadıklarım arasında. Başka bir tatilde de Bandırmalı arkadaşıma gitmiştim Hayal meyal hatıraların arasında bir cümle asılı kalmış zihnime: “I may suddenly come to you one night.” Bellek işte, daha fazlasını anımsamama izin vermiyor.

Tekirdağ’dan kalan yüzlerin arasında sitayişle hatırladığım matematik öğretmenimiz Ramazan Çelebi vardı, severdim derslerini. Genç bir edebiyat öğretmenimiz vardı bir de, Semiramis Şerbetçi, derslerini değil de bir arkadaşımızı (adı bende saklı) derste uyuyor diye tokatlayışıyla hatırlıyorum. Bir de yıl sonunda yaktığım PSSC Fizik kitabı, tuğla kalınlığındaydı. Lisedeki fizik dersinden hatırladıklarım aynalar ve dalgalar adlı bir iki bölüm. Kaderin garip cilvesine bakın ki, lisede nefret ettiğim fizik, yıllar sonra eşimin gönlünde yatan aslan, ulaşamadığı ideal; oğlumun ise uluslar arası başarı gösterdiği ve lisans eğitimini aldığı bir alan olarak yeniden karşıma çıkıyor. Fizikten kurtuluş yok yani.

1978-79 öğretim yılını Edirne’de geçirdik. Okulumuz, Fatih’in ikinci eşi Sitti Şah tarafından inşa ettirilen sarayın haremlik kısmıydı. Sitti Şah’ın ölümünden sonra bakımsızlık sonucu yıkılan bina,  Ağramlı Sörler tarafından alınmış; Sör De Şarite adında bir kız okulu açılmış. Bina 1903’te yanınca, sarayın yerine Sörler tarafından Maria Lorda adıyla bir bina yaptırılmıştır. İşte ben bu Maria Lorda binasında okudum. Ekşi Sözlük’te ne diyorlar bakın:

“eskiden rahibe okulu olduğu için yatılıların geceleri çıkan en ufak gürültüde efsaneler yazıp 3,5 attığı okul”

“bu okulun yatakhanesinin cin efsaneleri de meşhurdur. bizim ordan mezun olmuş bi hocaya göre ayakları ters basan bi adam dolaşırmış zamanında yatakhane koridorlarında.”

“orada okumanın bir ayrıcalık olduğu okuldur, zira bilginin yanı sıra “farkındalık” da kazandırmış okuldur ki, orada geçirdiğiniz 4 dopdolu senenin ardından üniversite hayatı da paklamaz sizi. edirne anadolu öğretmen lisesinde okumak, orada şekillenmek omuzlarınızda büyük bir yüktür, çünkü bundan sonra girdiğiniz hiçbir yer o kadar samimi, aydınlatıcı, olgunlaştırıcı, eğitici, düşündürücü, eğlenceli ve anlamlı değildir.”

“bir sonraki eğitim-öğretim yılında yoluna edirne sosyal bilimler lisesi olarak devam edecek okul. bir efsane daha bitti.”

Uludağ Sözlük’ten:

“eski bir manastır ve rahibe okuludur. türkiye nin sayılı kaliteli kurumlarından biriydi bizim dönemimizde. mezun olduğum ve taptığım yerdir.”

“artık “öğretmen lisesi” olmayacak ama bizim için her zaman “edirne anadolu öğretmen lisesi” olarak kalacak okul. ben oradayken “kırkpınar anadolu lisesi” olmuştu ama duyduğuma göre artık o da değilmiş, sosyal bilimler lisesi olmuş. ne olursa olsun yüz yıllık bu okulun ve ondan öncesindeki kız öğretmen lisesinin tarihini yok etmek tabiki imkansızdır. “

Orada da siyasi olaylar vardı. Okulda aynı zamanda Edirne Eğitim Enstitüsü de eğitim görüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam yanı başımızdaki okulları yanınca bizim okula taşınmışlardı. Okul Müdürümüz Lemanser Sükan’ın yazdığı Memleket Yolları adındaki kitapta Tekirdağ’dan gelmiş olan bizler için özel bir bölüm ayrılmış. Meraklısı okuyabilir.
Çocuklukla gençlik arasında bir yerdeydik. İlk gençliğimizdeydik. Başımızda kavak yelleri, ayaklarımız yerden kesilmiş, esen rüzgârlara kaptırarak kendimizi, hayatımızın üç yılını leyl-i meccanide geçirdik. Zor yıllardı ama çok da eğlendik. Sağlam arkadaşlıklar kurduk, o hengâme içinde hiç hazırlanamadığımız hâlde üniversite sınavlarına da girdik. Zaten o yıllarda kurslar, dershaneler yoktu. İstanbul’da birkaç dershane açılmış diye duymuştum. Üniversiteye gitmek, üniversite kazanma gibi bir stresim olmadı hiç. Liseyi bitirmek başlı başına bir stres oldu ama. Sınıfın çoğu Ahmet  Topyıldız’ın dersinden bütünlemeye kalınca, matematik, o yılki yaz tatilini zehir etti bana. O zamanlar tercihler (ÜSS- üniversite sınavlarının o zamanki adı) sınavdan önce yapılıyordu. Ben yatılıya dönüş yolculuğu öncesinde tercihlerimi yirmi dakikada kimseye sormadan yaptım.  Sınava İstanbul Gaziosmanpaşa’daki bir okulda girdim. Sınavdan önceki gece, televizyonda Aşk Gemisi diye bir dizi vardı, onu seyrettim. Sınavda da fazla kalamadım zaten. Sonuçta, beşinci tercihim Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliğini kazandım. (Bu okula bir sene devam edebildim, daha doğrusu yine 80 öncesi olaylar nedeniyle devam etmek mümkün olmadı. Bu nedenle tekrar sınava girdim ve Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi –o zamanki adıyla Sosyal Bilimler Fakültesi- Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandım. Buradaki yıllar ayrı bir yazı konusu) Aslında altıncı tercihimdeki Hukuk Fakültesine yetiyordu puanım ama aceleyle ölü tercih yapmıştım.

Tüm olumsuzluklara karşın, leyl-i meccani bana çok şey kazandırdı. Hayatın zorluklarını çocuk yaşta öğretti. Buna karşın, yıllarca kâbusum da oldu orada geçen zamanlar… Eğer çocuğum olursa onu yatılıya göndermeyeceğime söz vermiştim fakat bu mümkün olmadı. Oğlum da anası ve babasının yaptığı gibi liseyi yatılı okudu. Onun okuduğu okul, bizim okullarımız gibi devlet okulu değildi. Villalarda kaldı, hocalarıyla daha yakın iletişim kurabildi, eğitim öğretimin daha çok içinde oldu.

Düşünüyorum da, tüm o siyasi çalkantılara rağmen, bizler 1980 öncesi Öğretmen Lisesinde okuyan gençler olarak hepimiz meslek sahibi olduk. Sınıfımızda neredeyse herkes üniversiteyi kazandı; matematik, edebiyat, sınıf öğretmenleri; mühendisler ve akademisyenler…  Daha da önemlisi hepimiz tam bir Cumhuriyet kadını olduk. Siyasi olayların göbeğinde bir lise eğitimi, çalışmadan girilen üniversite sınavları… Yine de sağlam bir eğitim almışız o yıllarda. Yıllar sonra bunu çok daha iyi anlıyorum.

13 comments

  1. Seyhan’ım, yatılı okulla ilgili yazını okudum. Ne güzel hatırlıyorsun. Ben de bu yazdıklarını okuduktan sonra biraz hatırladım. Emeğine sağlık. Sevgiler.

  2. Seyhan’cığım, çok güzel yazmışsın. Sayende o günleri tekrar yaşadım. Okulun (binanın )tarihçesini de öğrenmiş oldum. Ellerine,emeğine sağlık. Hoş kal.

    • Leylacığım, zaman ayırıp okuduğun için teşekkürler… Aklımda kalanların bir özetiydi yazdıklarım… Anılarımızı daha da zenginleştirmek dileğiyle sevgiler..

  3. Seyhan’cığım yine çok güzel ifade etmişsin duygu ve düşüncelerini.Hiç korktuğumuzu hatırlamıyorum, eğlenceli gelmişti okulu keşfetmek 🙂 Ya tarihçeyi bilmemekten ya da hayaletlere inanmayacak kadar bilinçli olmaktan kaynaklanıyor ne dersin 🙂

  4. Edebiyat ogretmenlerinden (Tekirdag) Ali Karanfil beni Fuzilinin tarihlerine bakarken kopya cekiyorum diye yazili kagidimi almisti. Ramazan bey o zaman mudur yard.di odasina cagirip niye kopya cektigimi sordu. Bende tarihleri ezberlemek istemedigimi,neden diye sordugunda bugun yasiyormus gibi kabul edersem ne anlatmak istedigini daha iyi anliyorum demistim. Bana her ikiside guldu. Baban ne is yapiyordu diye sordular bende imam dedim. Neden tarihleri ezberlemeden zamani anlatamazsin. Tarihe mal olmus kisiler bu gün yasiyormus gibi kabul ederseniz onlari daha iyi anlarsiniz demistim ve peygamber de buna dahil mi dediler. Peygamber de dahil yoksa iyiyi kotuyu ayiramazsiniz diye cevap verdim. Ramazan bey Ali bey Sadiye yi sinifa karsi sozluye kaldir ki kopya cezasi bilsin sinif demisti. Ceza olarak sozluye kalktim 10 verdi yazilida belki o notu alamazdim cunku son soru her zaman kompozisyon olunca ogrencinin yorumu degil ogretmenin anladigi baz alinirdi. Isimleri yazinca bana neler hatirlattin. Eline, kalemine saglik arkadasim iyi bir nostalji oldu. Tesekkurler…..

    • Sadiyeciğim, asıl ben teşekkür ederim. Zaman ayırıp okuduğun ve duygularını paylaştığın için. Sevgiler…

  5. Merhabalar ismim betül teyzem de o seneler arası okulunuzda okumuş ve şuan tam 40 yıl sonra okulunu görmek ziyaret etmek istiyor suan ki hangi lise olduğunu yazarmisiniz teyzemin bu isteğini yerine getirmek istiyorum lutfen cevap verirseniz sevinirim

    • Merhabalar… Biraz geç bir cevap olacak ama bizim zamanımızda Edirne Kız Öğretmen Lisesi olarak anılan okulumuz şu anda Sosyal Bilimler Lisesine ev sahipliği yapıyor. Biz bu yıl 5-6 Mayıs’ta sınıf arkadaşlarımızla okulumuzu ziyaret ettik. Okul idarecileri sınıfımızı, yatakhanemizi görmemize izin verdiler.

  6. Merhaba arkadaşlar
    Ben de sizinle aynı sınıftaydım .
    Hepinizi heyecanla hatırlıyorum tam da anlattığınız gibiydi.
    Ne günlerdi.. Mezuniyet sonrası universite ve çalışma hayatı derken
    Şimdi yaslandik artık.
    Allah hepimize sağlık afiyet Hidayet ve hayırlar nasip etsin.
    Sevgilerimle..

  7. Merhaba ben de 2004 EAÖL mezunuyum. O yıllar ne kadar ızdırap gibi gelse de (özellikle yatakhanenin soğuk olması, belletmenlerin bizi yatak demirlerine anahtar vurarak uyandırması, tv olmaması, telefonların yasak olması (gece etütdleri dahil yatakhanede bırakmamızı istemeleri), üst sınıfların sürekli olarak rahibe hikayeleri ile bizi korkutmaları ve speaking derslerinde ACK’yı (Ahmet Cihat Kınalı hocamızı) anlamanın zor olması gibi nedenler :))))), şimdi o yılların hayatımın en anlamlı yılları olduğunu anlıyorum. Özellikle İngilizce eğitimi ve yarattığı farkındalık ile ülkemizin en değerli okullarındadı. O dönemi yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Müjgan için bir cevap yazın Cevabı iptal et