“Dünyanın meçhul yeri kalmadı derler. Anadolu’da Knidos adlı bir yer vardır. Orasını malum saymak abartmak olur.” diye yazmış Halikarnas Balıkçısı

Karia toprakları içinde yer alan Knidos’u Ege adalarından gelen Dorlar, Datça yarımadasını hakimiyetleri altına aldıktan sonra bugünkü Datça’ya iki kilometre uzaklıkta Dalacak Burnu’nda kurmuşlar. Fakat daha sonra Knidos, M.Ö. 4 . yüzyıl ortalarında Datça’dan 35 km uzakta bulunan Tekir Burnu’na yani bugünkü kalıntıların bulunduğu yere taşınmış. Knidos’a karadan ulaşmak kolay değil. Yollar daracık ve çok virajlı fakat antik şehre yaklaştıkça manzara şahane.

Surlarına kadar mermerden yapılmış bir antik şehir burası. Dolmabahçe Sarayı’nın mermerleri buradan götürülmüş. Onun dışında bizimkiler pek ilgilenmemişler burayla anlaşılan.

Knidos’la ilk ilgilenen kişi 1850’lerde bir İngiliz olmuş. Charles Newton, padişah izniyle önce Bodrum, ardından Knidos’ta yaptığı kazılarda bulduğu eserleri savaş gemilerine yükleyerek Londra British Museum’a götürmüş. Bu işi bir yılda halletmiş. Yaptığı bu hizmetlerinden dolayı kendisine “sör” unvanı verilmiş. Kazdıklarıyla ilgili yazdıklarını “A history of Discoveries at Halicarnassus, Cnidus and Branchidae ” isimli kitapta toplamış.
Knidos’ta kazı yapan ikinci kişi de bizden değil, ne de olsa bizde olanı başkalarından öğreniriz biz. 1967-77 arasında kazı yapan Amerikalı Prof Iris Love’un derdi, daha çok ünlü Afrodit heykeliymiş.

Antik çağda çıplak Afrodit heykeli ile ünlenmiş Knidos. Bütün dünya meftunmuş bu heykele. Dünyanın her yerinden Afrodit’i görmek için akın ederlermiş buraya. O zamana kadar yalnız tanrı heykelleri çıplak yapılır fakat tanrıça heykellerinin sadece gerdan ve bir göğsü açık olurmuş. Dünyadaki tamamen çıplak ilk tanrıça heykeliymiş Knidos Afrodit’i.
Knidos’u özel kılan bir şey daha var: Şehrin tepesine bir taç gibi konulmuş daire şeklindeki Apollon Tapınağı…


Knidos, o zamanın koşullarında yelkenli gemilere erzak temin etmek, dinlenmek, fırtınalı havalarda sığınmak için önemli bir liman şehriymiş.

İki limana sahip Knidos. Askeri limanı dışarıdan kolayca fark edilmeyen bir konumda. Ucu açık olan ise ticari limanı. Deniz öyle mavi, öyle temiz, öyle davetkâr ki…Ege ve Akdeniz’in sularının kucaklaştığı yermiş burası. Sağda Ege, solda Akdeniz’in birbirine el salladığı denizler arası bembeyaz bir antik şehir… Öyle eski, öyle beyaz, öyle sessiz ve yalnız…


Ege, Akdeniz ve şehir ayaklarımızın altında. Karşı tepede bir deniz feneri göz kırpar, çıkamadık yanına… Kim bilir oradan nasıl görünüyor burası?
Türkiye’nin bir ucunda, sağım Ege solum Akdeniz gözlerimin önünde muhteşem bir antik şehir… Zamanda yolculuk bu olsa gerek.



