NÂZIM’IN MÜŞKÜLE’Sİ

İznik Gölü’nü yemyeşil zeytin ağaçlarının duldasında  seyreden Müşküle; zeytini, ballı üzümü, kadınların maharetli ellerinden çıkmış iğne oyaları ve halkının konukseverliğiyle ünlü… Gerçi artık Anadolu’daki diğer köyler gibi “köy” sıfatını kaybetmiş ve mahalle olarak anılıyor olsa da bal gibi köy… Köy kahvesi var, köy meydanı var, daracık sokaklarında uykuya dalmış traktörleri, traktörlerin şoför mahallini sahiplenmiş köpekleri, kapı önlerini mesken tutmuş ve geçmiş zamanların özlemi gözlerinden okunan yaşlı kadınlarıyla bal gibi  bir köy… Üstelik muhalif bir yanı da var. Hangi köy, delileri ihtiyar heyetine seçer ki… Köy muhtarının çalışmalarından memnun olmayan Müşküle köyü tabii ki…[1]   

Müşküle’ye girdiğim ilk dakikalardan itibaren insanların sıcak davranışları, kendi köyümdeymişim gibi hissettirdi bana. Kendileri gibi zamana direnen bir kerpiç evin önünde eğleşen iki kadına selam verdikten sonra, bu duyguyu daha yoğun hissettim. Nâzım Hikmet’le Bursa Cezaevi’nde yatan İsmail Başaran’la ilgili kiminle görüşebileceğimizi ve Nâzım’ın ölümünün birinci yıldönümünde dikilen o ünlü çınar ağacını sorduğumda,  bu duygum daha da pekişti. Hemen İsmail Başaran’ın yeğenine haber uçuruldu. Çok kısa bir süre sonra da kendimizi yeğen Mustafa Başaran’ın evinde sevgili eşi Dürdane Hanım’ın yaptığı kahveleri içerken bulduk. Tabii, sözün dönüp dolaşmadan geldiği yer, Nâzım Hikmet ile Müşküleli İsmail Başaran’ın arkadaşlığı oldu.

Hicri 1326 doğumlu[2] İsmail Başaran’ın ilginç bir yaşam öyküsü var. Başaran, Nâzım Hikmet’i Bursa Hapishanesi’nde tanımış. “Buğday Direniyor” adını verdiği şiir kitabında kendini tanıttığı satırlardan, okumayı kendi olanaklarıyla çözdüğünü, Dersim’de askerlik görevini yaptığı sırada Pötürgeli bir öğretmenin “uyartmasıyla”[3]  dış dünyaya gözlerinin açıldığını öğreniyoruz. Askerlik dönüşü, bir komşusuyla yaşadığı husumet kanlı bitiyor ve yedi yıla mahkûm edilip Bursa Cezaevi’ne gönderiliyor.

İsmail Başaran, Nâzım’ın adını daha önceden bilmektedir ve “Açların Gözbebekleri”, “Salkım Söğüt”, “Bahri Hazer” şiirlerini gizlice elden ele dolaştırılan kopyalardan okumuştur. Nâzım’la tanışmasını şöyle anlatıyor: [4]

“Durumu iyice anlayınca başladım Nâzım’ı aramaya.  Öğrendim ki ikinci katta revir odasında kalıyor. Hem de Orhan Kemal’le birlikte. İlk fırsatta revire varıp kendimi tanıttım. Nâzım, ‘Hoş geldin, buyur, otur’ diyerek tabureyi gösterdi. Hiç unutmam, kırmızı yollu bir pijama giymişti. Kalın abavi bir palto vardı omuzlarında. O kış, dehşetli soğuk geçmişti. Nâzım, içeri neden girdiğimi sordu. Anlattım. Sonra köyümü sordu, neler ekip biçtiğimizi, neler ürettiğimizi, mülkiyet ilişkilerinin nasıl olduğunu uzun uzun anlatmamı istedi. Şiire düşkün olduğumu, yazmaya çalıştığımı öğrenince ilgilendi benimle.”  Nâzım, her karşılaşmalarında Müşküle’yi sorar İsmail’e. O da Müşküle’yi, en çok da köyün girişindeki yüz yıllık çınarı ve  dibindeki çeşmeyi anlatır. Nâzım da “O çınarın altında güzel içilir be Başaran, göle karşı güzel şiir yazılır.” der.

Nâzım Hikmet; Müşküle’yi, İznik’i görmüş müdür bilemem;  kendisine karşı ayaklanacakları gerekçesiyle Çelebi Mehmet tarafından asılan Şeyh Bedreddin ve müridleri Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’i anlattığı  “Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı”nda, İznik’ten şu satırlarda bahseder:

“Bu göl İznik gölüdür.

Durgundur.

Karanlıktır.

Derindir.

Bir kuyu suyu gibi

içindedir dağların.

Bizim burada göller

dumanlıdırlar.

Balıkların eti yavan olur,

sazlıklardan ısıtma gelir,

ve göl insanı

sakalına ak düşmeden ölür.

Bu göl İznik gölüdür.

Yanında İznik kasabası.

İznik kasabasında

kırık bir yürek gibidir demircinin örsü.

Çocuklar açtır.

Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.

Ve delikanlılar türkü söylemez.”

 “Meşeler güvermiş varsın güversin”[5] türküsüyle duygu yükünün ağırlığını dile getiren Müşküleli İsmail Başaran’ın türküsü de, yirmili yaşlarının sonunda mapus damlarına düşünce susmuş olmalı… Yeğeni Mustafa Başaran, bu köyde  kurşunla ölenlerin, eceliyle ölenlerden daha fazla olduğunu söylediğinde bunu daha iyi anladım.

İki buçuk yıl Nâzım Hikmet’le aynı cezaevini paylaşan, Nâzım’ın  yazdığı dilekçeyle cezasından altı yıl indirilen ve onun yardımlarıyla İmralı Cezaevi’ne nakli sağlanan İsmail Başaran; Nâzım’dan hayata ve şiire dair çok şey öğrenmiş. Başaran’ın şiir kitabının yanı sıra;  Yön, Edebiyat 76, Güney Sanat, Edebiyat 81 gibi edebiyat dergilerinde yazıları da yayımlanmış. Öyle anlaşılıyor ki Nâzım Hikmet, cinayetten içeri giren bir adamdan bir şair yaratmış.

İsmail Başaran, Nâzım’ın düşüncelerinden ve şiirlerinden etkilenmekle kalmamış, öğrendiklerini, Nâzım’ın şiirlerini köylülerle paylaşmış ve onları da etkilemiş. O yıllarda köyde Demokrat Partililer ve Halk Partililer arasında çıkan kavgaları önlemek için köyün öğretmeni ve etrafına topladığı gençlerle “Dostluk Spor Kulübü”nü kurmuş. Zamanla köydeki kavgalar dayanışmaya, düşmanlıklar dostluğa evrilmiş. Güney Özkılınç, Bursa’da Nâzım Hikmet denince, akla ilk gelecek yerin Müşküle köyü olduğunu yazıyor. [6]  Nâzım Hikmet’in düşünceleri Müşküle toprağında filiz vermiştir artık.

Nâzım Hikmet, insanca bir yaşamı dile getirdiği politik görüşünü içeren şiirleri yüzünden  yirmi sekiz yıl hapis cezası almış ve altmış bir yıllık hayatının  on üç yılını hapislerde geçirmişti.  Bu hapisliğin yaklaşık on bir yılı Bursa Cezaevi’nde geçmişti. Sonrasında da doğduğu, büyüdüğü, sevdalandığı topraklardan ayrılmak zorunda kalmıştı. Yaşamının büyük bölümünü hapislerde özgürlüğe hasret; hapiste olmadığı zamanlarda da yurdundan uzak, yurduna hasret geçiren Nâzım, vatanında ölemeyeceğini hissediyordu büyük ihtimalle ama yine de 27 Nisan 1953’te Moskova yakınlarındaki Barviha Sanatoryumu’nda yazdığı “Vasiyet” şiirinde dile getirdiği isteği, Anadolu’da bir köy mezarlığında, bir çınar ağacının altına gömülmekti. Üstelik mezar taşı falan da istemiyordu. Çınar ağacı yeterdi onun için… Yeter ki “Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın” ve  “seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu” duyulsun.

 “Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
Anadolu’ da bir köy mezarlığına gömün beni”

dizeleriyle başlayan “Vasiyet”ini; şiirlerinde dile getirdiği vatan sevgisini ve hasretini kapının önünde oturan kadınlar biliyorlar mıydı bilmiyorum. Ama İsmail Başaran ve arkadaşları; Nâzım’ın uykularını kaçıran vatan hasretini kuşkusuz biliyorlardı.  Çünkü Nâzım Usta’nın vatan topraklarından uzakta dünyaya veda edişinden tam bir yıl sonra, 4 Haziran 1964’te İsmail Başaran, şairin vasiyetini yerine getirdiler ve tam da Nâzım’ın istediği gibi Anadolu’da, İznik’in Müşküle köyünde onun şiirinde bahsettiği çınar ağacını göl manzaralı bir zeytinliğe diktiler.

Başaran ve içlerinde ressam İbrahim Balaban’ın da bulunduğu dört arkadaşının  Nâzım’a  mezar taşı niyetiyle  diktikleri çınar ağacı, ne yazık ki günümüze ulaşamadı.  Nâzım Hikmet için Müşküle’ye dikilen çınar ağacı, başta sanatçılar olmak üzere birçok insan tarafından ziyaret edilmeye başlanınca jandarmanın baskısı sonucunda arazi sahibi tarafından 1978 yılında kesildi. Nâzım’ın çınarı bu, vazgeçer mi direnmekten yine yeşerip filizlendi, dallanıp budaklandı. Bu kez sadece kesmekle kalmadılar, yaktılar çınarı…  Onların yaktığı ateş, çoktan küle döndü, ama Nâzım’ın İsmail Başaran aracılığıyla yaktığı ateşin dumanı bugün Müşküle’nin göğünde hâlâ… İnanmayan gidip baksın, Nâzım Usta için gölün kıyısına yeniden dikilen çınar ağacının yanından seyretsin Müşküle’nin göğünü!..

Seyhan Can

PAPİRÜS DERGİSİ / KASIM-ARALIK 2023 / 46. SAYIDA YAYIMLANDI.


[1] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/muhtara-kizip-koyun-delilerini-aza-sectiler-5343742

[2] Miladi takvimde 1908

[3] İsmail Başaran’ın ifadesi

[4] Güney Özkılınç “Nâzım’ın Bursa Yılları”, Evrensel Basım Yayın, 2012, Sayfa: 143

[5] İsmail Başaran “Buğday Direniyor”, “Türkü” şiiri, Sayfa 24

[6] [6] Güney Özkılınç “Nâzım’ın Bursa Yılları”, Evrensel Basım Yayın, 2012, Sayfa: 152

4 comments

  1. Yine çok güzel bir yazı, kutlarım. Bu toprağın acılarının ve hürriyet mücadelesinin şairi Nazım’a, Nazım için çınar fidanı dikenlere, kesildikçe, yakıldıkça inatla yeniden dikilen , yeşeretilen çınarlara selam ve sevgiyle.

  2. Seyhancığım yine çok güzel bir yazı, çengel attığın konunun peşinden gitme azmini ve kalemini kutlarım. Nazım’a ve Nazım’ın anısına çınar fidanı dikenlere selam olsun. Delilerini aza seçen köylülere de selam.

    • Adalet, çok teşekkür ederim. Bursa, Nâzım’a vefasını gösteremedi ne yazık ki… Biraz da bunun etkisiyle olsa gerek, Nâzım’ın Bursa yılları ilgimi çok çekiyor. Özellikle de Nâzım’ı sahiplenen köyler, köylüler…

adalettemurturkan için bir cevap yazın Cevabı iptal et