
Prof. Dr. Hasan Erkek, akademisyen kimliğinin yanı sıra oyun yazarı ve şair kimliğiyle tanınan; edebiyatın çeşitli alanlarında üretkenliğiyle bilinen çok yönlü bir sanatçı… Şiir ve tiyatro alanındaki yapıtları ile ulusal ve uluslararası alanlarda toplam yirminin üzerinde ödül alan sanatçının şiir kitaplarından bazıları Fransa, Bulgaristan, Romanya ve Kamerun’da yayımlandı. Şiirleri; İspanya, Küba, Hindistan, Arjantin, Çin, İsrail, İtalya, Fransa, Bulgaristan, Romanya, Karadağ, Guatemala gibi ülkelerde yayımlanan antoloji ve dergilerde yer aldı.
Tiyatro yazarlığı, akademik çalışmaları ve eleştirmenliğiyle olduğu kadar, şiirdeki özgün sesiyle de dikkat çeken Hasan Erkek’in şiir kitapları arasında “Biz Çocuk Değildik Çocukluğumuzda”, “Hayat Yenile Beni”, “Beyaz Menekşe”, “Sevdadan Kanadım”, “Lal Destan” sayılabilir. Aralık 2022’de Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle yayımlanan “Orfeus’tan Sonra” ise sanatçının olgunluk dönemine ait, içeriği ve biçemiyle sınırları zorlayan bir yapıt olarak öne çıkıyor. Orfeus efsanesinden, sanatın zamansız gücünden beslenen şair; her şiirinde sanatın katmanlarını kazıyan bir arkeolog gibi derinlerde gömülü kalmış anlamları gün yüzüne çıkarıyor.
Orfeus’tan Sonra’yı okurken çıkılan şiirli yolculukta, ön sözdeki “kazı-yorum” nitelemesi çok daha anlam kazanıyor. Hasan Erkek, sinemadan tiyatroya, şiirden resim ve müziğe kadar sanatın çeşitli alanlarında tıpkı bir arkeolog gibi kazılar yapıyor ve bunları bir müzede olduğu gibi kitabın sayfaları arasında sergiliyor. Adonis’in “New York’a Mezar”ı, Urushadze’nin “Mandalina Bahçesi”, Laura Domingo Agüero’nun koreografisini yaptığı “Cenit” adlı dans gösterisiyle ilgili yazdığı şiirler bu kazılara örnek gösterilebilir.
Şiiri illa sınıflandırmak gerekmiyor aslında, önemli olan şiire özgü ahengi hissetmek. “Cenit”te altını çizdiğim satırlarda bu ahengi hissettim: “Karanlık kendini zaman diye tanıtmıştır. Ya da zaman karanlık kılığında belirmiştir. İkisi de iç içe geçmiştir.”, “Genişleyen evrendir. Sınırlarla çevrelenemeyendir. Aklın sınırlarını geçendir. Sıfırdır. Yokluğun varlığıdır. Varlık için temeldir, Huzurun, huzursuzluğun uzamıdır. İnsanın fırlatıldığı bir yerdir.”
Şiirin açıklanamazlığına inananlardanım ama yine de “İnsanın fırlatıldığı bir yerdir” dizesinin bende oluşturduğu duyguyu yazmadan edemeyeceğim. “Fırlatmak” sözcüğünün; hızla atmak, bulunduğu yerden dışarı atmak anlamlarını düşünürsek insanın bu dünyaya ait olmadığı; belki de sürekli genişleyen evrenin başka bir köşesinden, belki de başka bir yıldızın tozlarından yeryüzüne savrulmuş ya da fırlatılmış olabileceği gibi romantik bir çağrışıma kapılıyorum. Sonra da bu çağrışım, başka düşüncelere kapı açıyor. Diyorum ki “Evet, insan bu dünyaya ait olamaz. Eğer öyle olsaydı; savaşlar, kıranlar çıkararak dünyanın huzurunu bozar mıydı?” Biraz karamsar bir düşünce bu biliyorum ama bu düşüncelerimin sorumlusu, yaşadığımız çağ…
Kitapta en sevdiğim şiirlerden biri “Modigliani’nin Hayali Sergisinden Kadınlar Resmigeçidi” idi. Yanlış saymadıysam farklı özellikleriyle yirmi beş kadından söz ediliyor. Ressama model olan yirmi beş kadın… Orhan Veli’nin “Aşk Resmigeçidi” diye bir şiiri var, hani öldüğünde cebindeki diş fırçasına sarılı kâğıtta bulunan son şiiri… Orhan Veli, tamamlayamadığı bu şiirde hayatına giren on iki kadından söz eder. Hasan Erkek’in şiirini okurken bir taraftan da Orhan Veli’nin şiirine gidiyor aklım. Çünkü Amedeo Modigliani de Orhan Veli de Dante’nin hayat yolunun yarısı dediği yaşlarda bu dünyadan ayrıldılar.
Modigliani’nin “ruhlarının üzeri boyayla örtülü” ve “gelip geçici olduklarının farkında” olan uzun boyunlu kadınlarının resmigeçidini anlatan şiirdeki resimlerin birçoğunu biliyorum. Örneğin “geleceğe durgun bir çay gibi akar” ve “büyümekten ölesiye korkar” dizeleriyle tanımlanan ergen kız “Alice” olmalı… “İncecik bir kravatla / İki yakasını bir arada” tutan dağılmış kadın ise Madam Kisling… Kırmızı şapkalı, mor kolyeli kadın da Janie…

Görsel 1: Amedeo Modigliani “Alice”, yak. 1918, Danimarka Ulusal Galerisi, Kopenhag, Danimarka.

Görsel 2: Amedeo Modigliani “Madame Kisling”, yak. 1917, Ulusal Sanat Galerisi, Washington D.C., (Chester Dale Koleksiyonu).
Derler ki Modigliani, ruhunu görmediği kadınların gözlerini çizmezmiş. Büyük aşkı Jeanne Hébuterne, onun ruhunu gördüğü, kendi ruhunu gösterdiği ve ressamın ölümünden iki gün sonra canına kıyan kadındı. “Ah Modigliani / Ne çok kadın var galerinde / Düş gezginleri gibi gezer / Çoğu sana uzaktan bakar / Ama ancak birkaçı yüzüne güler / Yalnız birisi delice sever / Gözünü kırpmadan arkandan atlar / Ahı dünyayı tutar”

Amedeo Modigliani, “Şapkalı ve Kolyeli Jeanne Hébuterne”, 1917, Özel Koleksiyon
“Orfeus’tan Sonra”, ekfrasise örnek olacak şiirlerle bezenmiş. “Guernica’ya Ağıt” şiiri de bunlardan biri. Aslında ekfrasisin tanımını yani görsel sanat eserlerinin bir yazar veya şair tarafından yorumlanması olarak düşündüğümüzde kitaptaki “Mandalina Bahçesi”, “Cenit”, “Torino Atı’na Ağıt”, “Zamanın Tozu”, “Potemkin ve Devrim”, “Matmazel Julie”, “Hedda Gabler”, “Woyzeck”, “Macbeth”, “Hamlet”, “Medea” şiirleri de film, tiyatro oyunu, dans gösterisi gibi görsel sanatları konu edindiği için ekfrastik metinler olarak değerlendirilebilir dersem haddimi aşmış olur muyum acaba?
Sözü daha fazla uzatmak istemem. Nuri Bilge Ceylan’ın üç saat süren Ahlat Ağacı filmi “Vaktinde firar zaferdir.” diye biter. Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay’ın “Uzun, geveze, yer yer sıkıcı. Ama yine de bir başyapıt!..” diye nitelendirdiği bu filmi, bizim oralarda, doğduğum kasabada çekildiği için de severim. Filmin sonunda İdris’in söylediği “Vaktinde firar zaferdir.” sözü de sözü uzatmamam gerektiğini hatırlatır bana. Buna rağmen yine de bazen kaçınamam bundan.
İşte yine sözü uzattığımın farkındayım ama kitaba ismini veren “Orfeus’tan Sonra” şiirinden bahsetmeden olmaz kesinlikle… Ön sözden sonra okuduğum ilk şiir, “Orfeus’tan Sonra” idi. Kitabı bitirdikten sonra şiiri bir kez daha okudum. Altını çizdiğim öyle çok bölüm var ki… İşte bunlardan biri:
“Orfeus şimdi daha iyi görmekte ki
Tartaros artık bütün bir yeryüzüdür
Zalimliklerle karartılan
Meridyenlerce kanatılan
Ne yana baksa Hades kol geziyor
Kadavra kokuları doluşuyor sokaklara
Ve insanlar diri diri gömülüyor beton bloklara
Ölüme yol alıyor can çekişen insanlık
Ve yasını tutacak kimse yok Orfeus’tan başka…”
Dünyamızı Tartaros’a çevirerek ruhumuzu karartan Hades’lerden kurtuluş umudumuz Orfeus’ta, sanatta ve bilimde… Biz göremesek de bizden sonrakiler görecek elbette…